
BAFRA’NIN SİYAH ALTINI YENİDEN HAYAT BULABİLİR Mİ?
Bir zamanlar Kızılırmak’ın denize döküldüğü yerde avlanan mersin balığından siyah havyar üretiliyor, Bafra bu değerli ürünle anılıyordu. TRT’de yıllar önce ekrana taşıdığım yetiştiricilik ve canlı ihracat öyküsü, bugün Samsun’da yeniden gündemde.

Kızılırmak’ın denize kavuştuğu yerde, yıllar önce balıkçıların ağlarına yalnızca balık değil, Bafra’nın hafızasına kazınacak bir hikâye de takılıyordu: Mersin balığı ve onun kıymetli yumurtalarından elde edilen siyah havyar…
Bafra, tütün tarımı ve ticaretiyle tanındı. Ancak ilçenin geçmişinde, bugün pek az kişinin hatırladığı başka bir ticaret daha vardı: Siyah havyar. Tarihî kaynaklar, siyah havyarı Bafra kazasının ihraç ürünleri arasında gösteriyor. Kızılırmak Deltası’nda avlanan mersin balıklarının yumurtaları işleniyor; havyar Bafra üzerinden büyük şehirlere gönderiliyor, bazı dönemlerde yurt dışına da pazarlanıyordu.
1936’da hazırlanan Türkiye Cumhuriyeti İkinci Sanayi Planı’nda mersin balığı ve havyar üretimi, geliştirilmesi düşünülen ekonomik alanlar arasında yer aldı. Akademik bir çalışmaya göre, Kızılırmak, Yeşilırmak ve Sakarya nehirlerinin ağızlarında 1970’li yıllara kadar önemli miktarda mersin balığı avlanıyor; Türkiye’de yılda yaklaşık 8 ton havyar üretiliyordu.

1940’lı yıllarda Kızılırmak Deltası, kaliteli havyar üretimiyle tanınıyordu. Araştırmalara göre 1951’e kadar yıllık üretim 1.000–1.500 kiloya ulaşıyor, ürün İstanbul ve Ankara’daki tüccarlara satılıyordu. 1955’te kurulan Bafra Balık İstihsal Kooperatifi’nin üyeleri de ağırlıklı olarak Kızılırmak ağzında mersin balığı avlayan balıkçılardı.

Bafra’nın havyarcılık geçmişi, tütün ticaretiyle de kesişiyor. Yerel tarih yazılarında, Bafralı tüccar Ali İşman’ın önce tütün tarımı ve ticaretiyle uğraştığı, daha sonra havyarcılığın gelişmesine katkı sunduğu anlatılıyor. Bafra havyarının devlet konuklarına ikram edildiğine ilişkin bilgiler de kaynaklarda yer alıyor. Bu özel ikramların tarih ve kişi bilgilerini yayımdan önce arşiv belgeleriyle doğrulamak, hikâyeyi daha da sağlamlaştıracaktır.

Fakat bu değerli ticaret zamanla geriledi. Akademik araştırmalar, anaç mersin balıklarının aşırı avlanmasıyla havyar üretiminin 1960’lardan itibaren belirgin biçimde düştüğüne dikkat çekiyor. Mersin balığı avcılığı 1971’de sınırlandırıldı, 1997’de ise tamamen yasaklandı. Bugün türün korunması için çalışmalar yürütülüyor; Kızılırmak Deltası da mersin balığının Türkiye’deki varlığı açısından önemini koruyor.
TRT’de ekrana taşıdığım canlı ihracat
Bu hikâyenin devamını yaklaşık 2015 yılında TRT için hazırladığım bir haberde izleyiciyle paylaşmıştım. Karabük’ün Yenice ilçesindeki Şeker Kanyonu mevkiinde bulunan mersin balığı üretim tesislerinde, Türkiye’den Azerbaycan’a canlı mersin balığı ihracatı gerçekleştirilmişti.

İşletme sahibi Osman Parlak, röportajımızda yaklaşık beş yıldır mersin balığı yetiştiriciliği yaptıklarını anlatmış; Azerbaycan’a yapılan canlı gönderimin Türkiye’de bir ilk olduğunu belirtmişti. Parlak, yeni bir sevkiyat hazırlığından, balıkların Azerbaycan’da büyütülmek üzere gönderileceğinden ve havyara yurt dışından talep bulunduğundan söz etmişti. Türkiye’de mersin balığı etinin ise yeterince tanınmadığını vurgulamıştı.
O gün kayda aldığım bu röportaj, mersin balığının yalnızca geçmişte kalmış bir balıkçılık hikâyesi olmadığını gösteriyordu. Yetiştiricilik, bir yandan ekonomik bir üretim alanı oluştururken diğer yandan doğal mersin balığı stoklarının korunmasına katkı sunabilecek bir yol olarak anlatılıyordu.

Geçmişten geleceğe yeni bir adım
Yıllar sonra mersin balığı yeniden gündemde. Samsun’da imzalanan “Mersin Balığı Yetiştiriciliği Fizibilite Desteği” sözleşmesi, bu türün geleceği için yeni bir çalışma sürecini başlatıyor. Samsun-Sinop Su Ürünleri Yetiştiricileri Üretici Birliği Başkanı Osman Parlak’ın öncülüğündeki çalışmaların somut bir aşamaya gelmesi, alandaki uzun süreli emeğin yeni bir adımı. Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı ve Genel Sekreter Mehlika Dicle’nin desteği de bu süreçte önem taşıyor.

Bazen atılan bir imza, yalnızca bir protokol değildir; bir bölgenin geleceğine atılmış umut dolu bir adımdır. Mersin balığı yetiştiriciliği çalışması, Karadeniz’in doğal mirasını koruma ve su ürünleri sektöründe yeni bir alan açma umudu taşıyor. Projenin başarıyla ilerlemesi, bölgede yeni yatırım imkânları doğurabilir ve bu özel türü genç kuşaklara yeniden tanıtabilir.

Bir zamanlar balıkçıların geçim kapısı, tüccarların değerli ürünü olan siyah havyar; bugün Bafra’nın geçmişinden kalan sessiz bir iz. TRT’de yıllar önce ekrana taşıdığım canlı ihracat haberi ve Samsun’da bugün yürütülen çalışmalar ise bu hikâyenin henüz bitmediğini gösteriyor.
Kızılırmak kıyısında hâlâ yanıt bekleyen sorular var: Mersin balığını kimler avlıyordu? Havyar nerede işleniyor, kimlere satılıyordu? Bu ticarette iz bırakan balıkçılar, tüccarlar ve aileler kimlerdi? Eski fotoğraflar, ticaret defterleri ve tanıklıklar gün yüzüne çıktıkça Bafra’nın “siyah altın” hikâyesi de yeniden hayat bulacak.
Belki yıllar sonra, mersin balığının yetiştiricilik yoluyla sofralara ve üretime yeniden kazandırıldığı günlerde; geçmişte bu balık için emek verenlerin, yıllar önce yapılan TRT haberinin ve bugün atılan imzaların değeri daha iyi anlaşılacak.






